40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26





Fındığın Gölgesinde Adalet Arayışı
İşçi mi, üretici mi haklı?
Fındık sezonu başladı.
Bahçelerde hareketlilik arttı. Üretici bir yıl boyunca verdiği emeğin karşılığını alabilmenin hesabını yaparken, fındık işçisi de birkaç haftalık çalışma döneminden elde edeceği gelirle yılın geri kalanını nasıl geçireceğini düşünüyor.
Tam bu noktada karşımıza bir rakam çıkıyor:
Günlük 2 bin 500, 3 bin, hatta bazı bölgelerde 3 bin 500 liraya ulaşan yevmiyeler…
Peki mesele gerçekten yalnızca yevmiye mi?
Bence değil.
Mesele, bundan çok daha büyük.
Mesele sosyal adalet meselesidir.
Çünkü bir tarafta üretimin bütün yükünü sırtlanan üretici, diğer tarafta emeğini ortaya koyarak hasadı gerçekleştiren işçi var.
İkisinin de haklı olduğu bir denklemde, birinin hakkını korurken diğerini mağdur etmemek zorundayız.
Anayasa bize ne söylüyor?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın temel yaklaşımı burada çok açık bir çerçeve sunuyor.
Türkiye bir sosyal hukuk devletidir.
Bu ifade yalnızca Anayasa’nın bir maddesinde duran hukuki bir tanım değildir.
Sosyal devlet anlayışı; ekonomik ve sosyal hayat içerisinde güçsüz durumda bulunanların korunmasını, çalışma hayatında adil koşulların oluşturulmasını ve toplumdaki ekonomik dengenin gözetilmesini gerektiren temel bir devlet anlayışıdır.
Anayasa’nın eşitlik ilkesi de bize önemli bir şey söylüyor:
Hukuk önünde herkes eşittir.
Ancak sosyal adalet, herkese aynı şeyi vermekten ibaret değildir.
Gerçek adalet, farklı durumda bulunan insanların şartlarını dikkate alarak hakkaniyeti sağlamaktır.
İşte fındık bahçesindeki mesele tam da budur.
İşçinin emeği ucuzlatılamaz
Fındık işçisi sabahın erken saatinde bahçeye giriyor.
Yokuşta, sıcakta, yağmurda, kimi zaman zor arazi şartlarında çalışıyor.
Saatlerce eğiliyor, taşıyor, topluyor.
Bu emeğin karşılığının verilmesi gerekir.
İşçinin emeğini “maliyet” olarak görmek, sosyal adalet açısından doğru değildir.
Çünkü maliyet dediğimiz şeyin arkasında bir insan vardır.
Bir ailenin geçimi vardır.
Bir çocuğun okul masrafı vardır.
Bir evin kirası vardır.
Bir sofranın ekmeği vardır.
Dolayısıyla işçinin hakkını savunmak, üreticinin karşısında olmak anlamına gelmez.
Tam tersine, emeğin hakkını savunmak sosyal adaletin temel şartlarından biridir.
Peki üretici?
Burada diğer tarafı görmezden gelirsek adalet duygusunu yine kaybederiz.
Üretici de kolay bir iş yapmıyor.
Gübre, ilaç, budama, bakım, ulaşım, bahçe temizliği ve işçilik maliyetleri her yıl artıyor.
Üstelik üreticinin elindeki ürünün fiyatını çoğu zaman kendisinin belirlemediği bir piyasa düzeni içerisinde yaşanan sorunlar var.
Bir üretici, ürününü düşük fiyata satmak zorunda kalırken aynı ürünü toplatmak için yüksek bir yevmiye ödemek durumunda kalıyorsa burada sadece “işçi çok para istiyor” demek meseleyi çözmez.
Aynı şekilde işçiye “maliyet çok yüksek” diyerek emeğinin karşılığını aşağı çekmeye çalışmak da çözüm değildir.
Çünkü sorun işçi ile üretici arasında değildir.
Sorun, bu iki kesimin de alın terinden yeterince adil bir pay alamadığı ekonomik yapıdır.
“Serbest piyasa” deyip geçebilir miyiz?
Trabzon Ziraat Odası Başkanı Mustafa Bekar’ın açıklamalarında dikkat çeken nokta da burası.
Bekar, fındık fiyatından işçi yevmiyesine kadar piyasada belirleyici ortak bir mekanizmanın kalmadığını ifade ediyor.
Bu sözler üzerinde düşünmek gerekiyor.
Serbest piyasa elbette ekonomik hayatın önemli bir unsurudur.
Ancak serbest piyasa ile başıboş piyasa aynı şey değildir.
Hukuk devletinin görevi piyasayı ortadan kaldırmak değil; piyasanın insan onurunu, emeği ve hakkaniyeti ezmesini önleyecek kuralları oluşturabilmektir.
İşte sosyal devlet anlayışı burada devreye girer.
Günlük 3 bin lira çok mu?
Bugün bu soruyu soran çok.
Ama soruyu şöyle sormak gerekiyor:
3 bin lira alan işçi bu parayla ne kadar süre geçinebiliyor?
2026 yılında net asgari ücret 28.075,50 TL olarak uygulanıyor.
Fındık işçisinin sezonluk çalıştığını düşündüğümüzde, günlük yüksek görünen bir rakamın yıllık gelir açısından nasıl bir tablo oluşturduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Birkaç hafta çalışan bir kişinin eline geçen toplam para ile yıl boyunca düzenli maaş alan bir çalışanın gelirini doğrudan karşılaştırmak doğru değildir.
Bu nedenle tartışmayı yalnızca “yevmiye kaç lira?” noktasına sıkıştırmak büyük resmi kaçırmamıza neden olur.
Asıl sorumuz şu olmalı
Devlet, üreticinin ürününü gerçek maliyetleri karşılayacak ve emeğinin karşılığını verecek bir gelir elde etmesini sağlayacak politikaları oluşturabiliyor mu?
İşçinin emeği kayıt altında mı?
Sosyal güvenliği sağlanıyor mu?
Çalışma koşulları güvenli mi?
Mevsimlik tarım işçisinin barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçları nasıl karşılanıyor?
Üretici ile işçi arasında ortaya çıkan ücret anlaşmazlıklarında tarafları buluşturacak bir mekanizma var mı?
Ve en önemlisi:
Fındığın gerçek ekonomik değeri neden bahçedeki üreticiye ve işçiye aynı ölçüde yansımıyor?
Bence tartışılması gereken sorular bunlar.
Sosyal adalet, taraf seçmek değildir
Sosyal adalet merkezli bakış açısı ne üreticiyi suçlamalı ne de işçiyi hedef göstermelidir.
Çünkü üretici de işçi de aynı ekonomik sistemin içinde mücadele ediyor.
Birinin alın teri toprağa düşüyor.
Diğerinin alın teri o toprağın ürününü topluyor.
İkisinin emeği birleşmeden fındık soframıza ulaşmıyor.
O halde çözüm de birbirimizi suçlamak değil.
Adil bir sistem kurmak.
Üretici emeğinin karşılığını alacak.
İşçi emeğinin karşılığını alacak.
Devlet, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak kuralları koyacak.
Piyasa işleyecek ama insanı ezmeyecek.
Fındık sadece bir tarım ürünü değildir
Karadeniz için fındık, ekonomik bir üründen çok daha fazlasıdır.
Bir ailenin geçim kaynağıdır.
Bir öğrencinin eğitim masrafıdır.
Bir evin kışlık ihtiyacıdır.
Bir üreticinin bir yıllık emeğidir.
Bir işçinin sezonluk geliridir.
Dolayısıyla fındık fiyatını, yevmiyeyi ve üretim maliyetini konuşurken aslında binlerce insanın hayatını konuşuyoruz.
Bu yüzden tartışmayı rakamlara indirgememeliyiz.
Rakamların arkasındaki insanı görmeliyiz.
Benim sosyal adalet anlayışımın temelinde de tam olarak bu var:
Haklıyı seçmek değil, hakkın yanında durmak.
Bugün fındık işçisi ile üreticiyi karşı karşıya getirmek kolay.
Asıl zor olan ise ikisinin de hakkını koruyacak bir düzen istemektir.
Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Fındığın fiyatını kim belirliyor?
Yevmiyeyi kim belirliyor?
Üreticinin kazancını kim koruyor?
İşçinin hakkını kim güvence altına alıyor?
Eğer bu soruların cevabı “herkes kendi başının çaresine baksın” noktasına gelmişse, orada yalnızca ekonomik değil, ciddi bir sosyal adalet sorunu var demektir.
Çünkü sosyal devletin görevi, güçlü olanın yanında durmak değil;
güçsüz kalan insanın hakkını koruyacak adil zemini oluşturmaktır.
Fındık bahçelerinde bugün yalnızca ürün toplanmıyor.
Emek, alın teri ve adalet de tartışılıyor.
Ve bu tartışmada bizim tarafımız belli:
Ne yalnızca üreticinin ne yalnızca işçinin…
Biz hakkın tarafındayız.


Arsinspor’da Gizemli Paylaşım Heyecan Yarattı!

1
Tüm Gözler Amerikan Senatasonun Vereceği Son Kararda
42393 kez okundu
2
Arsin Gündem Sizin İçin Derledi-Sesli Haber
2233 kez okundu
3
Faciayı Son Anda Önledi
1753 kez okundu
4
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
1731 kez okundu
5
Trabzon’u Fethin Yolu
1527 kez okundu

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.