40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
3.337,10%0,40
10.198,76%-0,26





KONFOR VE RAHAT ÇIKMAZIMIZ
İnsanoğlu tarih boyunca daha rahat yaşamanın yollarını aradı.
Evlerimizi daha konforlu yaptık. Ulaşımı kolaylaştırdık. Teknolojiyi hayatımızın merkezine koyduk. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşır hale geldik.
Fakat bütün bu gelişmelere rağmen başka bir şeyi kaybetmeye başladık:
Sorumluluk duygumuzu…
Çünkü bazen konfor, hayatımızı kolaylaştıran bir nimet olmaktan çıkıp bizi çevremizde olup bitenlere karşı duyarsızlaştıran bir alışkanlığa dönüşüyor.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”
“Benim işim görülsün, gerisi önemli değil.”
“Nasıl olsa birileri ilgilenir.”
İşte asıl çıkmazımız burada başlıyor.
TÜRK-İSLAM MEDENİYETİNDE RAHATLIK BAŞKASINI UNUTMAK DEĞİLDİ
Bizim medeniyetimizde insanın rahat etmesi, sadece kendi rahatını düşünmesi anlamına gelmiyordu.
Tam tersine…
Türk-İslam medeniyetinde “emanet” kavramı vardı.
Yönetmek bir ayrıcalık değil, sorumluluktu.
Mal sahibi olmak kadar onu doğru kullanmak önemliydi.
Komşunun hakkı vardı.
Yolun hakkı vardı.
Suyun hakkı vardı.
Yetimin, fakirin, yolcunun hakkı vardı.
Bunun en güzel örneklerinden biri ise vakıf kültürümüzdür.
Bugün geçmişte yapılan vakıflara baktığımızda insanın hayatının neredeyse her alanına dokunan bir anlayış görüyoruz.
Çeşmeler yapılmış.
Yollar yapılmış.
Köprüler kurulmuş.
Hastaneler açılmış.
İmarethaneler kurulmuş.
Öğrencilere burs verilmiş.
Yolcuların konaklaması için hanlar ve kervansaraylar yapılmış.
Üstelik bunların önemli bir bölümü, “Ben ne kazanacağım?” sorusuyla değil, “Benden sonra insanlara ne kalacak?” anlayışıyla yapılmış.
İşte medeniyet farkı tam da burada ortaya çıkıyor.
BUGÜN BİZ NEYİ KONUŞUYORUZ?
Bugün ise çoğu zaman bir yolun yapılmasını bekliyoruz.
Bir parkın düzenlenmesini bekliyoruz.
Bir derenin temizlenmesini bekliyoruz.
Bir yatırımın tamamlanmasını bekliyoruz.
Bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini bekliyoruz.
Bunların hepsi elbette vatandaşın hakkıdır.
Ancak mesele sadece hizmet beklemek değildir.
Mesele, emanet edilen kaynağın nasıl kullanıldığını da takip edebilmektir.
Çünkü kamu malı, sahipsiz mal değildir.
Tam tersine, herkesin malıdır.
Bir belediyenin bütçesi, bir yöneticinin şahsi parası değildir.
Bir kamu arazisi, birilerinin özel mülkü değildir.
Bir yol, bir park, bir okul, bir dere, bir sahil yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de emanetidir.
İşte burada Türk-İslam medeniyetinin bize bıraktığı o kadim anlayış yeniden hatırlanmalıdır:
Emanete sahip çıkmak.
RAHATIMIZ BOZULMASIN DİYE SUSARSAK…
Bugün en büyük tehlikelerden biri de budur.
Yanlış gördüğümüz halde konuşmamak.
Eksik gördüğümüz halde sormamak.
Bir problem yaşandığında sadece kendi kapımızın önünü düşünmek.
Oysa geçmişte bir insanın yaptığı vakıf, kendisinden sonra hiç tanımadığı insanların hayatına dokunuyordu.
Bugün bizim de yaptığımız veya yapmadığımız her şey, bizden sonra gelecek insanların hayatını etkileyecek.
Bugün bir dereyi korumazsak yarın çocuklarımız temiz su arayacak.
Bugün bir yeşil alanı korumazsak yarın betonun arasında nefes almaya çalışacağız.
Bugün kamu kaynaklarını sorgulamazsak yarın daha büyük kaynak kayıplarının bedelini toplum olarak ödeyeceğiz.
Bugün yanlışlara sırf rahatımız bozulmasın diye sessiz kalırsak, yarın o yanlışların sonuçlarını hep birlikte yaşayacağız.
RAHATLIK DEĞİL, SORUMLULUK
Belki de konfor anlayışımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Gerçek medeniyet, insanın sadece kendisini rahat ettirmesi değildir.
Gerçek medeniyet, kendinden sonrakilerin hayatını da kolaylaştırmaktır.
Bir çeşme yaptırıp adını taşlara yazdırmak değil yalnızca mesele…
O çeşmeden yüz yıl sonra bir insanın su içebilmesini düşünmektir.
Bir köprü yapmak yalnızca iki yakayı birleştirmek değildir.
O köprüden geçecek insanları düşünmektir.
Bir okul yapmak sadece bina yükseltmek değildir.
Orada yetişecek çocukların geleceğine yatırım yapmaktır.
İşte bizim medeniyetimizin asıl mirası budur.
“Ben rahat edeyim” değil, “Benden sonra gelen rahat etsin.”
Bugün ihtiyacımız olan şey de belki tam olarak budur.
Biraz daha az konfor…
Biraz daha fazla sorumluluk.
Biraz daha az seyircilik…
Biraz daha fazla vatandaşlık.
Biraz daha az suskunluk…
Biraz daha fazla cesaret.
Çünkü bazen insanın kendi rahatını bozması, toplumun geleceğini kurtarmasıdır.
Ve belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Biz çocuklarımıza nasıl bir şehir bırakacağız?
Betonla çevrili, sorunları ertelenmiş bir şehir mi?
Yoksa bizden önce yaşayanların yaptığı çeşmeler, köprüler, yollar ve vakıflar gibi, bizden sonra geleceklerin de hayırla anacağı bir şehir mi?
Tercih bizim.
Çünkü şehirler sadece binalarla değil, emanet bilinciyle inşa edilir.
Konfor geçicidir. Emanet ise nesiller boyu yaşar
arsingündem


Fındık Baronları ve Üretici-Nedim Tiryaki yazdı

1
Cumhurbaşkanı’ndan savunma sanayiye büyük övgü!
2939 kez okundu
2
TSK’da Devrim Gibi Kara İle Yeni Bir Dönem Başlıyor.
2389 kez okundu
3
Arsin Gündem Sizin İçin Derledi-Sesli Haber
2233 kez okundu
4
Arsin, Hafızlıkta Türkiye’nin Gururu Oldu
2218 kez okundu
5
ABD’nin 46. Başkanı Joe Biden Seçildi. Trump’dan İtiraz Geldi.
2085 kez okundu

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.